12 Eylül 2013 Perşembe

Gaviscon

Önceleri reçete ile üç şişe alıp doktorun söylediği sıklıkta kullanmıştım. Sonrasında yanmam oldukça almaya başladım. Sonrasında bir şişe iş yerinde bir şişe evde tutmaya başladım. Sonrasında 5 tl lik normal şişe yerine 8 tl olan daha yoğun kıvamlı, ADVANCED versiyonuna terfi ettim. Şimdi ise yanımda taşıyorum anasını soteyim. Boku yedim lan sevgili blogseverler.

5 Eylül 2013 Perşembe

Reklam

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.


LG'nin meteor şakasıyla tanıttığı ultra HD televizyonu.

Ohara

Tamam yurt dışındaki operatörlerle yapılan ortak çalışmaların maliyeti yüksek eyvallah da bu nasıl bir pakettir sayın kardeşlerim. Yirmi megabayt internet afedersin de ne skime yarayacaktır, neye yetecektir.

Finlınt ten pointz

Bu oyunculardan kurulu olan milli takımın kötü oynama hakkı elbette var. Maç kaybetme hakkı, hatta ortalamanın bu kadar altındaki bir milli takıma yenilme hakkı tabi var. Gelgelelim bu kadar boktan bir oyun olamaz abi. 55 sayının içinde bir tane organize atak olmaz mı yahu? Kaan Kural mükemmel anlatmış, hislerime tercüman olmuş, sağolsun. Aşağıya kopyalıyorum.

Kim ne hikaye anlatırsa anlatsın; sırf NTV mikrofonunu yere bıraktı diye bu takıma çağrılmayan Cenk, dopingçi ama maneviyatı yüksek Hidayet, Fenerbahçe ile aynı anda milli takımı yönetmeye çalışan Tanyeviç, dünkü maçta hiçbir etkisi görülmeyen bir buçuk aylık kamp gibi milyarlarca konu var adamı kızdıran. Şu halimle ben oynasam yemin ederim daha çok katkım olurdu ya.


KAAN KURAL - Kara Leke

2007 Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız Almanya karşılaşması Türkiye için modern zamanların dip noktasıydı. Bundan daha kötüsü olamaz demiştik o gün. Ama ekonomi gibi basketbolda da dip yokmuş meğer. Dün Basketbol Milli Takımı’nın tarihindeki en korkunç performans olarak tarihe yazıldı.

FİNLANDİYA’YA yenildik ötesi var mı? Hayır sporda her sonuç var. Çok daha güçsüz bir takıma da yenilebilirsiniz. Ama sahada nasıl yenildiğimize bakınca durum daha da vahim bir tablo ortaya çıkarıyor. Öyle Finlandiya’nın 10 yılda bir kez gelecek çok ekstra işler yaptığı vs bir gün değildi dün. %31’le şut atabildiler ancak maç boyunca. %63’le faul attılar. 14 top kaybettiler. Zaten çok kısıtlı kadronun kilit isimlerinden Kotti maç boyunca faul problemiyle boğuşup ancak 16 dakika sahada kalabildi. Takımın Avrupa’da ortalama üstü kabul edilebilecek yegane iki oyuncusu Salin ve Koponen 26 atışın 18’ini kaçırdı.

1.5 AYLIK KAMPA NE GEREK VARDI?

VE biz yine de yenildik. İlk 28 dakikada 26 sayı atabildik anca. Sahadaki oyuna bakınca bu bile iyi aslında. 10 sayı serbest atışlardan geldi zaten. İlk basketimizi attığımızda maçta 9.5 dakika geride kalmıştı. Caddebostan sahilde aralarında 3’e 3 maç yapan çocuklar bile uzun süredir birarada oynayan bizim milli takımımızdan daha organize, daha ne yaptığını bilerek hücum ediyor. Tüm maç boyunca top elinde olan oyuncumuz bireysel olarak ne yaptıysa hücum ondan ibaret kaldı. 40 dakika tek bir hücum organizasyonu görmedik. Bunu yapmak için oyuncuları 1.5 ay kampa almaya ne gerek vardı ki. Gerçekten Litvanya 2011’de de en büyük sorun buyken, hücuma yeterince eğilinmediği, fazla savunmaya konsantre olunduğu itiraf edilmişken neden bu yoldan devam ediyoruz ki?

AMA zaten kadro kurulurken belliydi bu. Bu takıma yön verebilen tek isim Kerem Tunçeri alınmadığında, son anda Ömer sakatlanınca yerine Barış değil Birkan çağrılınca Tanjeviç’in aynı şarkıyı tekrar edeceği belliydi. Belli olmayan bu kadroyla bu kadar dibe vurmak oldu.

İZİ SİLİNMEZ AMA...

TAKIM olarak olmasa da Ender’in deliciliği ve Kerem’in ne yaptığını bilen basit oyunuyla yine getirdik maçı. İkisinin çabası yetti zaten Finlandiya’ya ama orada da Tanjeviç’in iki tuhaf tercihi bu felaketten mucize bir galibiyet çıkmasına izin vermedi. Önce 50 saniye kala gerideki takıma alan savunması yaptırdı. Elleri titreyen Finlandiya hem rahatladı, hem süreyi eritti, hem de alan savunmasının risklerinden hücum ribauntunu verdik. Son topta ise bütün yapabildiğimiz “Hidayet al da at” demek oldu. Hadi alsın atsın da 3 sayı gerideyken ikilik atacaksak süreyi neden o kadar yedik?

BU turnuvanın daha ilk maçı. Ama bu maç tarihe kara bir leke olarak geçti bile. İzini silmek mümkün değil de en azından temizleyip yeni bir sayfadan devam etmek de bunu yaratanlara kalıyor.

3 Eylül 2013 Salı

Transfer



Bruma'yı değil de Bruno'yu transfer etseymişiz ya. Ben kendisinin adını böyle uzata uzata Buruuu-ma diye okuyacağım müsadenizle. Adamın adı heryerde Bruma diye geçiyor, ama asıl adı: Armindo Tué Na Bangna Bu da enteresan tabi. Yarın öbür gün transfer edilebilirse, sevgili kulübüm Galatasaray başka adam kakalandığı iddiasıyla kavga çıkarsa haklı yani.


29 Ağustos 2013 Perşembe

Bu akşam

Gereksiz uykusuzlukları azaltmak lazım. İş üzerine birşeyler çalışılma hedefiyle başlayan, çok da vakit harcanan ama o vaktin çok verimsiz kullanıldığı uykusuzluklardan bahsediyorum. Kendi kendimi küçük şeylerle motive etme triballerine giriyorum bugün yine. Zaman zaman olduğu gibi "Bilmemne işi bitsin de kendime şöyle bir yemek ziyafeti çekeyim. Şu sunumu atlatayım da akşam mekanda iki bire yuvarlayayım. Bu müşteriden sorunsuz çıkarsam köprüye gidip rakı balık yapayım..." dediğim kendimi ödüllendirme modundayım. Bu akşama rahat rahat ulaşabilirsem, yani bir toplantı ve bir kurulumu sorunsuz atlatabilirsem süper olacak.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Yakışıklı

Geçen ekşisözlü'te bir başlıkta gelmiş geçmiş en yakışıklı adamın kim olduğu tartışılıyordu ve Alain Delon üzerinde hemfikir olmuş baya bir kişi vardı. Bence Müşfik Kenter'dir bu yakışıklı. Şimdilerde moda olan saç modellerini 60 yıl önceden denemiş yaşlılığında bile taşakları yere değen bir yakışıklılıktadır kendisi. Ruhun şad olsun; sesinle, oyunculuğunla, şiirinle seni çok sevdik abi biz.




21 Ağustos 2013 Çarşamba

Tutumluluk Üzerine

  • Çocuklarınıza nasıl hesap yaptığınızı gösterin. Bankaya giderken onları da yanınızda götürün ve biriktirdiğiniz parayı hesabınıza yatırırken sizi izlesin. Neden ve nasıl birikim yaptığınızı sizi izleyerek öğrensinler.
  • Alışverişe çıkarken çocuğunuzu da yanınıza alın. Ondan fiyatları okumasını ve en ucuzu bulmasını isteyin. Zamanla oyuna dönüşen bu alışkanlık, çocuğunuza en eğlenceli şekilde tutumlu olmayı öğretecek. Hatta ellerine bir hesap makinesi verin ve hesaplama yaparak bütçelerini kontrol etmelerini isteyin.
  • Çocuklarınıza başardıkları şeyler karşılığında harçlık verin. Hatta bu harçlıkları verirken küçük meblağlardan başlayın. Onları paraya boğmayın. Zamanı geldiğinde harçlık vermek yerine onları yarı zamanlı bir işte çalışmaya teşvik edin. Böylece para kazanmanın zorluğunu ve emeğin kıymetini çok daha iyi anlayacaklardır.
  • Küçük çocuklarınız için kumbara, büyük çocuklarınız için banka hesabı açın. Böylelikle biriktirdikleri parayı görüp, bir şey başardıkları hissini tatsınlar. Hatta küçükler için cam kumbaralar seçerseniz, biriktirdiklerini görüp daha da mutlu olacaklardır.
  • Hesap kitap öğrenmek sıkıcı bir derse dönüşmesin. Onlara tutumlu olmayı esprili yollarla öğretin. Akılda kalıcı örnekler verin. Monopoly gibi paranın değerini öğreten oyunlar alın.
  • Çocuğunuzla birlikte oturup aylık gelir-gider tablonuzu yapın. Kenara ne kadar para ayırabilirsiniz, elinizdeki parayı nereye harcayabilirsiniz ya da acil ihtiyaçlarınız hangileri birlikte karar verin.
  • Çocuğunuza halen çatınız altında yaşıyorken yaptıkları seçimlerin sonuçlarına katlanacaklarını öğretin. Kredi kartları özellikle üniversite öğrencileri için tam bir tuzağa dönüşebiliyor. Limiti aşsalar bile aileleri açığı kapatıyor. O yüzden ipleri baştan ele almak lazım. Çocuğunuz daha küçükken her istediğini almayın. Sınırlar koyun. Tasarruf yapmak, seçim yapmak demektir. Her istediklerine sahip olursalar, neyin öncelikli ya da acil olduğunu asla öğrenemezler. Kısacası yeri geldiğinde onlara ‘Hayır!’ demeyi öğrenin. (Photo: Getty Images)
  • Hem verdiğiniz harçlıkların nereye harcandığını öğrenin, hem de onların bilinçli harcama yapmalarını sağlayın. Giderlerini bir liste halinde tuttukları zaman, harcadıkları paranın daha iyi farkına varacaklardır.
  • Tatil planınızı çocuğunuzla birlikte yapın. Ona görevler verin. Mesela en ucuz ve en konforlu oteli araştırıp bulmasını isteyin. Seçimlerini daha sonra siz kontrol edin ve gerçekten başardıysa ona hediye olarak tatili bir gün daha uzatın.
  • Verdiğiniz harçlıklardan biriktirerek kendi kıyafetlerini almalarını söyleyin. Böylelikle yaptıkları harcamalara dikkat etmek zorunda kalacaklardır. Tabii bu arada siz de verdiğiniz harçlığın miktarını ona göre ayarlayın. Sadece yiyeceğine yetecek bir parayı çocuk nasıl biriktirsin. (Ablama okutmak üzere yapılmış bir alıntı)

Şişko patates

Bir ters motivasyon yazısında daha beraberiz. Rejimin belli evreleri var, bunlar: İ
stesem veririm, ama istemiyorum, bu göbek büyüdü bundan kurtulayım artık, ben bu halimle mutluyum ya. cümlelerini de içinde barındırıyorlar. Burada bulunsun bakalım, kilo vermeye yeniden niyetlendiğimizde okuruz.


  • Davranış tedavisinde amaç, ne yediğiniz değil, nasıl yediğinizdir! Yemek yeme şeklini değiştiren bireyler, sadece kilo vermekle kalmaz; tekrar kilo almanın da önüne geçmiş olurlar.
  • Şişmanlığa sebep olan hatalı davranışların bazıları şunlardır: Çok fazla yemek yemek, az çiğnemek, büyük lokmalar almak, su içmemek veya az içmek, sürekli öğün atlamak, öğün arasında düzenli olarak abur cubur atıştırmak, sıkıntılı ve stresli durumlarda yemeğe yönelmek.
  • Davet ve ziyafetlerde ikramları reddedememek, akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar yemeğe devam etmek, yemekte çatal ve bıçağı hiç bırakmamak, hızlı yemek yemek, özellikle çalışan kişilerde eve gelince atıştırıp, arkasından yemek yemek.
  • Yemek davranışını geliştirmek için uygulanması gereken basit ama sağlıklı birkaç öneri: Yenmemesi gereken ya da az tüketilecek besinleri satın almamak, televizyonda yemek programlarından kaçınmak, çünkü çok iştah açıcılar, yenmeye hazır besinlerden uzak durmak.
  • Aç karnına alış verişe gitmemek, yiyecek alış verişine giderken mutlaka liste yapmak ve listenin dışına çıkmamak, evde abur cubur bulundurmamak.
  • En önemlisi kilo verme sürecinde sabırlı olmaktır. Kilo çok kısa zamanda alınan, ancak vermesi uzun vakitler gerektiren, sabra dayalı ve güç bir yoldur.
  • Eğer kilo almak istemiyorsanız, tüm tehlikeli besinleri yemeden önce, onu yakmak ve vücudunuzdan atmak için, ne kadar uğraşmak zorunda kalacağınızı düşünmelisiniz. Bu sizde görünmez bir caydırıcı etki yaratacaktır.

Karahasanlı Şahin

Benim için bir internet fenomeninden fazlasıdır gerçekten. Arasıra açıp moral depolamamı sağlayan, gülümseten bir adam. Kendisi düğünlerde olması gereken tipte apayrı bir renk. Şöyle bizim su balesi ekibinden arkadaşların olduğu bir eğlencemiz olsa ya yine, samimi bir ortam olmasına güvenerek ben de Şahin bey biraderim gibi kafama göre tepinebilsem. (Favorim en üstteki video, ekürisinin belindeki yarım kilo anahtar da ayrı bir ayrıntı.)

 a