Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2013 Perşembe

Ohara

Tamam yurt dışındaki operatörlerle yapılan ortak çalışmaların maliyeti yüksek eyvallah da bu nasıl bir pakettir sayın kardeşlerim. Yirmi megabayt internet afedersin de ne skime yarayacaktır, neye yetecektir.

25 Temmuz 2013 Perşembe

S3

Metrobüste hep bunlardan görüyorum. bunlardan derken direkt S'ü kastetmiyorum. Ekranı tuz buz olmuş olan Samsung S3'leri kastediyorum.

Dokunmatik olup da telefon yüzeyinin neredeyse tamamı ekrandan ibaret olarak dizayne edilmiş bir sürü telefon var piyasada ama bu oldukça dayanıksız bir alet olmuş. Kullanan arkadaşların dikkat etmesi gerek.

6 Haziran 2013 Perşembe

Ali İhsan

Facebook'ta gördüğüm kadarıyla sunucu Ali İhsan Varol burada Taksim'de ve oradaki bir pilavcıyla arabadaki tüm pilavı almak üzere pazarlık aşamasındaymış. Kelime oyunundaki muhteşem göndermelerle hazırladığı bölümden sonra bu arkadaşın programında sorulmak üzere şöyle bir soru hazırladım:

Soru: Basın/medya mensuplarının tamamına yakınında olmayan, ama Ali İhsan Varol'da yaklaşık 6 kilo bulunan organ. İpucu: Normalde beş harfli ama ortadaki Ş'yi iki kere yazarak, daha vurgulu bir söylenişi olan altı harfli halini soruyoruz.

Cevap: Taşşak

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Comparison


1987 model bir Macintosh ile 2011 model bir PC'nin karşılaştırması. İşlemcilerinin 8 Mhz'ye 1600 Mhz; bellek miktarlarının da 2 mb'a 1024 mb olduğunu belirtelim. Macintosh evirip çevirip yeniyor of kors. Kamil Güğüm Ohannesburg'tan bildirdi.

Kariyer Rekoru

Daha önceden bu kadar ping paketi sayısı gördüğümü hatırlamıyorum. Kendini yeniden başlatan sorunlu bir cihazımız vardı ve gerekli yazılım güncellemelerini yaptıktan sonra test amaçlı olarak açık tutmaktaydım. Dün akşam çıkarken kendisini pinglemeye bırakarak çıktım ve sabah gelip de ping işlemini kestiğimde 51 bin 833 ping paketi gördüğüm en yüksek sayı oldu sevgili arkadaşlar. bunların tamamının ulaşmış olması da cihazın stabil bir moda geçtiğini gösteriyor. Böyle de bir anım oldu, paylaşayım istedim.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Mikrozovt

Ta Windows 95 yıllarında yayınladıkları tanıtım filminde yer alan logo 2012'de 25 yıl aradan değiştirdikleri logonun yeni hali oldu. Piyasada bilgi işlem sorumluları da Microsoft'suz bir hayat için ufaktan yollar araştırmaya başlıyorlar ufaktan. 10 yıl gibi bir vadede büyük gerileme olabilir firmanın pazar payında. Ağırlıklı olarak dokunmatik aygıtlar düşünülerek dizayn edilen Windows 8 de ciddi bir hayal kırıklığı olmak üzere. Firmanın son iki yıldır lisanssız kullanıma bu kadar saldırmasının sebebi de bu sanırım. Hem ürünlerin teknolojik gelişiminin yeterli olmaması, hem de sektördeki open source kaynaklara yönelim.

2 Nisan 2013 Salı

Antifirüz Tünyasu

Otuz beş yaşına gelmiş olan bekar, bayan, yarım kilo guaj boyayla makyaj ihtiyacını gideren, evde kalma korkusu dağların eteklerinden dökülünce kariyer yolundan dönüp kurufasulyenin nasıl yapıldığını öğrenmeye çalışan iş arkadaşım bana “Hayatımda yepyeni bir başlangıç yapmak istiyorum ve bu sefer farklı birşeyler hissediyorum, bu sefer herşey çok farklı olacak, şans benim tarafımda olacak eminim” monologunu fışkırttığında, kendisine direkt olarak verdiğim “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” cevabına binaen birdenbire 5.7 litrelik Cadillac’ın motor sesi gücünde ağlamaya başlayınca bu haftaki konuya karar verdim: Antivirüsler


Konuya dair bilgi dağarcığım yetişkin bir katır büyüklüğünde. Çünkü ben bir antifirüz distribütöründe çalışıyordum kısa bir zaman öncesine kadar. Bir kere herşeyden önce artık virus kavramı tarih olmak üzere, onun yerine zararlı yazılım manasına gelen malware kelimesini kullanmanız doğru olacaktır. Zira bu virüs, trojan, spyware, adware, rootkit vs diye sıraladığımız bütün tehditler birer malware’dir. Bu kelimedeki mal kısmının Türkçeden geldiğini düşünen bir ufak danaya denk gelirseniz hemen oradan uzaklaşın, zira bu şahıs sizi ilerleyen dakikalarda patlatacağı angutsal esprileriyle şoka sokacaktır. Bu kişilere daha fazla örnek vererek sizi şokella kıvamına getirmemek için tartışmayı açıyorum: Bilgisayar güvenliği firmaları tehditleri kendileri mi oluşturuyorlar? Ya da genelde duyulan haliyle: ANTIVIRÜS FIRMALARI VIRÜS YAZIYOR MU?

Bu soruyu bir antimalware satıcısına sorarsanız alacağınız cevaplar şöyle sıralanabilir:

  • Hiç bir doktor hastalarım artsın diye virüs geliştirir mi? (Gülben Ergen yapmacıklığında)
  • Öyle şey mi olur canım. (Metin Akpınar samimiyetinde)
  • Virüs yazılmaz ki efenim, pürüz yayılır. (Ali Atıf Bir konu hakimiyetsizliğinde ve ahkamında)
  • Günde ortalama 50.000 yeni malware türü yayınlanmaktadır efenim, (gülerek) hangi birini yazalım. (Hıncal Uluç ambiyansıyla, kontra bilgi yüklemesiyle ürününü size iteleme çabası)


Benim görmediğim ama duyduğum şudur. Şu anda Türkiye’de de satılmakta olan ve oldukça da popüler olan bir bilişim güvenliği firması, daha önce farklı bir isimle çalışırken bu tür bir faaliyeti ortaya çıktığından kapatılmış. Aynı kadro yeni bir firma kurarak ver elini yeni dünya demiş. Bu bir örnek. Genel düşünce ise –eski bir antivirus distribütörü olarak söylüyorum- güvenlik firmalarının, hiçbir şekilde kadrolarında göstermediği resmi veya organik (Resmi yeterdi ama bir zıkkım konuşuyormuşum havası vermek istedim) hiçbir bağı olmayan hacker’ları var. Yani firma bu hackersal kamile parayı banka üzerinden değil de elden veya güvercinle veriyor, resmi yazışmıyor da dumanla haberleşiyor felan, yani demek istediğim organik bir bağ yok. Bunu sağda solda konuşmayın benim başımı derde sokmayın.

Eğer firmanıza bir antivirüs satıcısı gelirse ona yukarıdaki soruyu sorun. Cevap onun samimiyetini verecektir size.

Tehditler konusuna döndüğümüzde aslında bir yerde de bazı konuşulanlar doğru. Artık herkes hacker, en büyük firmalar bile o kadar ağlarına giren çıkan trafiği tarayacak, gereken yerde istenen siteleri dosya transferini felan kesecek güvenlik cihazı alıyorlar vs. Kullanıcılar bu cihazın taramasına takılmadan internete çıkacak proxy programcıklarını bulabiliyorlar. İnternet kafede yazdığı dandik maille insanları çakma banka sitesine yönlendiren adam bile 400 bin lira kaşırıyor piyasadan. Çok afedersiniz de bu ne lan? Habere bak: “Piyasayı 400 bin lira dolandırdı” İnsan böyle feci bir pc sistemi birsürü monitörün olduğu devyarasa bir mekan böyle ne bileyim kendisine woöööw dostum dedirtecek birşey bekliyor. Ama çıkana bak, internet kafede bir eleman, külüstür bir pc.

Sözün özü arkadaşlar, herkes kısmen doğru konuşuyor. Tehditlerin artışı katlanarak büyüyor evet. 2009 yılının ilk 8 ayında, tarihteki ilk virüsten 2008 sonuna kadar üretilenden daha fazla yeni tehdit üretilmiş. Sadece bu sizin için bir yeterli veri olabilir. Bu bile elini atsan hacker’a çarptığını göstermez mi? Bir ülkede bir banka rakip bankayı çökertmek için bir hacker grubu kurmuş ve rakip bankanın veritabanını geridönülemez bir şekilde dağıtmış. Bu bile ayağını atsan, onun da hacker’a çarptığını göstermez mi? Toplam 4 gramçeken 3 aykülü beynine bakmadan, Messenger’ın yasak olduğu firmanızda hala webmessenger açmaya çalışan sığırlar var. Bu bile hacker’lara elle ayakla dalsan, uçan tekme gömsen yetişemeyeceğini göstermez mi? Gösterir.

Malware zararlı yazılımdır dedik ve bir soruyla bir yazıyı yedik be, yuh bana. Bir sonraki yazıya malware tiplerine bakarız, hangisi ne iş yapar öğreniriz. Ya da bunu ileriki bir konuya atalım da bir sonraki yazıda Callus ve Neo konsollarını katırlayalım. Ya da bu bizim komşu firmanın sahibinin kullandığı 5.7 motorlu Cadillac’ı tanıyalım.

11 Mart 2013 Pazartesi

McAfee


Ne olursa olsun McAfee candır, seviyorum kendisini. Yıllardır koruduğu piyasadaki yerini ve süregelen stabil gidişatını aynen devam ettirsin istiyorum, hazır ben de bir distribütörünün bünyesine girmişken.


7 Mart 2013 Perşembe

Sanallaştırma

(Zamanında yayında olan online erkek dergisi Wingman Dergi'de yayınlanan ilk yazım.)

Merhaba;

Hayatınızın teknolojik akışına yön verecek bu denli muhteşemengiz bir köşenin ilk yazısına böyle kuru bir merhaba pek bir sönük kaldı ama bu kallaviyetteki bir köşeye az, vallahi de az billahi de az. Benim adım Kamil Güğüm, Windows 3.1 kurmaktan gözlerine katarak inmiş, kasa tamir etmekten elleri toynak gibi olmuş, İETT konforunda elinde kasa taşımış o cengaver teknik servis elemanlarının halinden anlarım. Webci için Mozilla, kodcu için CSS, donanımcı için kıl tornavida, sistemci için domain, tostçu için kaşar nedir bilirim. Fatih Terim ayarında gaz verir, Tayyip Erdoğan tadında posta koyar, Deniz Baykal kümbetselliğinde terslik çıkarır, Ali Atıf Bir tadında bir boktan bahsediyormuş triplerine girebilirim. 5.7 litrelik motora sahip Cadillac'ın bile motorunu patlatacak bu muhteşem aragazından sonra, biraz ayaklarım yere basınca ve beynime kan gidince, biraz daha mantıklı düşününce anlıyorum ki gelmeliyim olayın özüne.

Sevgili kardeşler, bu köşede sizinle eski yeni birçok teknolojik konulardan bahsedeceğiz. Yeni çıkacak teknolojilerden de bahsedeceğiz, “ulen ne günlerdi be” de diyeceğiz. Wingman ilerde haftalık (Haddi canım) ve daha ilerde de günlük (Çüşşş) olduğu zaman artık sizlere MCSE Katılım Belgesi filan da dağıtırız.

Bu ilk haftamızda önce yeni bir uygulamadan bahsedeceğiz: Sanallaştırma. Bir de eski oyun grubundan bahsedeceğiz: NEO Game.

SANALLAŞTIRMA UYGULAMALARI

Önemi gitgide artan, kaynak tüketiminde azalma, yedekleme ve felaket kurtarma uygulamalarında kolaylık sağlayan bir yeni düzen olduğu kadar; sağda solda “İşte efenim sanal sunucular hakkında bilgi sahibiyim” dediğinizde havanızdan geçilmemesini sağlayan bir hadisedir.

Eğitim verdiğim bir MCSE, MCITP veya CEH sınıfına anlatıyor olsaydım ve sınıfta beni tartmak isteyen ukala bir öğrencim olsaydı, konuya hakimiyetimi ve vakıfiyetimi göstermek için size şöyle güzel ayrıntılı bir laf salatası yapardım. Ama hem Wingman okuyucusu olan milyarlarca, trilyorlarca, kantrilyornlarca, kenmrilyorlarca insanın hepsi IT uzmanı değil elbet, hem bunu ben de istemiyorum. Hem de derginin bünyesine ters. (Abi açıkçası üslubu tutturamayan uçan tekmeyi yiyor, tırsıyorum ben de esas neden bu. Genel Yayın Yönetmenimiz Aikido biliyor.)



Sanal bilgisayar dediğimiz uygulama nedir? Temelde sizin kuracağınız host (yönetici diyebiliriz) görevini görecek bir programla, mevcut donanımınızın kaynaklarını kullanarak ikinci (üçüncü, dördüncü… vs) bilgisayarları kurmanızdır. Yani yedi yaşındaki yeğenime anlattığım üzerine “Windows içinde Windows kurmanızı sağlayan” hadisedir sanal bilgisayar mevzusu. Bu host dediğim programlar çeşit çeşit olabilir.

Kendi bilgisayarımda VMware programını kuruyorum. (Virtual PC, Virtuozzo gibi programları da kullanabilirdim ama ben VMware’e alışkınım.) Diyorum ki bu programa: Ben yeni bir sanal makine oluşturmak istiyorum. Üç gigabayt olan belleğimin 512 megabaytını kullansın. İşlemcimi paylaşsın, CDROM’umu da bilgisayarımdan paylaşımlı kullansın. Diski şu kadar olsun, falan, filan ve de felan. (Bunların en önemlisi felandır bu arada) Özelliklerini belirledikten sonra da Play – Pause yapar gibi basıyorum başlatma tuşuna basıyorum ve başlıyor sanal makinem çalışmaya. Bakınız iki tane sanal makine kurdum ben ekteki screenshot’ta göreceğiniz üzere.Play tuşuna bastım ve makinem çalışmaya başladı intörnete girebildim bile.

Şimdi bir senaryo üreterek olayın bir avantajından bahsedelim. Osman yirmili yaşlarında bir üniversite öğrencisidir. Bu güzide kardeşimiz laptopunu daha yeni formatlamış ve bu formatlama tüm yan programların kurulumu ve yedek dosyaların geri getirilmesiyle tam 5 saat sürmüştür. Bilgisayarını tekrar formatlamaktansa kendini dağlara vurmayı yeğ tutma kıvamına gelen kardeşimiz bu köşeyi okuduktan sonra hemen bir sanallaştırma host programı kurmuş ve akabinde hemen bir adet sanal XP kurmuştur. Bununla yetinmeyen Kazım kardeşimiz (bundan sonra kardöşamps olarak geçecektir) kurduğu sanal makinenin hemen bir kopyasını almıştır. Bundan sonra her türlü intörnet aktivitesini sanal makine 1 üzerinden yapmış olan kardöşamps, önüne gelen siteye girmiş, her türlü downloadı yapmış, karşısına çıkan her insan evladını mesıncırına (Planlarıma göre önümüzdeki sene Türk mesajlaşma programı Mesincir programını çıkaracağımı da belirteyim bu arada, bu arada logo incir yaprağı olacak tabi ki.) kaydederek sanal makinenin anasını ağlatmıştır. En güçlü antifiriz programını bile kifayetsiz bırakacak kadar patlatan kardöşampsın bu dakikadan sonra tek yapması gereken sanal makineyi kapatmak, ve Belgelerim\My Virtual Machines klasöründen ilgili makinenin klasörünü komple silmesi yetecektir. Sanal makineyi ilk kurduğunda aldığı yedek makineyi çalıştırarak fütursuz internet gezintilerine devam edebilecektir bu güzel insan. Evet sevgili Kazım artık uçuş serbest, senin gibi bir kımıl zararlısı her gün bir sanal makineyi patlatabilir.

Kazım örneğini iş sahasında düşünelim. Bir sunucu makineyi çalışır hale getirmek ne kadar sürer? Exchange server olsun bu. Windows Server, üzerine DNS, Active Directory, bir de Exchange Server kuracağız ve Exchange’in daha önce alınmış bir yedeğinden eski mailleri de kurtaracağız. Sıfırdan böyle bir kurulum en az iki yıl sürer. (Okuyor musunuz yoksa siz de bir Kazım mısınız diye kontrol etmek istedim de.) Böyle bir sunucu makinenin ayağa kalkması iki gün sürebilir. Bu makine çökerse ne olur? İki gününüz daha gider. Peki bu makineyi sanala kursanız kurar kurmaz da 10-20 dakikada kopyasını alsanız ne olur? Bir daha çökmesi halinde iki gün uğraşmadan ikinci sanal makinenizi açarak kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
Gidişat da bu yönde. Bir müşteriye gitmiştik, bir bankanın genel müdürlüğüne. Herkes şık ve prestijli. Sanallaştırma uygulamaları felan yapıyor musunuz dedim ve bunu derken felan diyerek konu hakkında bilgili olduğumu gösterdim. Bu işle uğraşmaktan gözleri pörtlemiş, sakalını kesmemiş olan koskoca bankanın prestijini tek başına sarsan bakımsız Tarzan da dedi ki : “Evet aldık bir tane sunucu, 64 gigabayt bellekli 8 işlemcili. Onun üzerinde sanal makinelerimizi çalıştırıyoruz.” Ben de yemiş görünerek içine düştüğüm şok durumunu kendisine belli etmedim.

Bu örneklere bakarak sanallaştırma uygulamalarının yararlarını şöyle sıralayabiliriz:

• Tarzan örneğinde olduğu gibi firma 8-10 sunucu alacağına bir veya iki sunucu alır ve fiziksel bilgisayar sayısı azalır.
• 8-10 sunucunun çalışması için gereken ortamın hazırlanması ve bakımı 2 sunucunun konumlanacağı yere göre daha masraflı ve uğraştırıcı olur.
• Bir sürü sunucuya girip işlem yapmak yerine tek bir sunucuya bağlanarak işinizi çözebilirsiniz.
• Yeni bir sunucuyu ağınıza ekliyorsunuz. Sanal sunucuyu eklemek basit bir kopyalama işlemiyken, yeni fiziksel bir sunucuyu eklemek ise adamın emdiği sütü burnundan getirebilir.
• Sanal sunucu, donanım bağımsızdır, herhangi bir makinede çalışabilir. Sıradan bir pc’ye de sunucu kurabilirsiniz.
• Daha çevreci bir çözümdür. 10 tane server hayvan gibi soğutma sistemi isteyecektir. Küresel ısınmaya olan katkınız azalacaktır.
• Ekonomik olarak sahipolma maliyeti çok daha azdır. (“Sahip olma maliyeti” sözünü her yerde kullanabilirsiniz, şekil duruyor bir şey dediğiniz intibası yaratmada birebir.)

28 Şubat 2013 Perşembe

İkinci Türkü



Zamanında burada paylaştığım bir şarkı vardı Beatles'tan: Accross the Universe Bu şarkı bestelenişinin 40. yılında uzayın derinliklerine gönderilmiş NASA tarafından. Uzaya göndermek için daha iyi bir parça bulunamazdı diye düşünüyorum. Ağustos 2012 tarihli kaydettiğim bir haber linkinde de Black Eyed Peas üyelerinden Will i am'ın şarkısı Reach for the Stars da Mars'tan yayın yapılarak dünyada dinlenmiş. Bu şarkının adı da uzayda dinlenecek şarkılara uygun bir tema içerdiğini gösteriyor. İnsana vay be dedirten güzel denemeler bunlar. Gayet hoş. Videodaki insanların yüzündeki enerjiye bakın sevgili dostlar.

22 Kasım 2012 Perşembe

Tanıtım Nasıl Olur

Bir oyun için hazırlanmış sinema trailer'ı tadındaki bu tanıtımları izleyince keşke filmi yapılsa diyor insan. Oyununu alıp çatır çatır oynayası geliyor valla. Daha önce de bahsetmiştim, bu oyunun esas karakteriyle alakalı uzun ve detaylı bir alt metin de kurgulamış oyunu üreten firma. İşte oyunun ilk versiyonunda ana karakter şu yaşta bilmemnereye gidiyor, ikinci versiyonda 5 yıl sonrası başka bir yere gidiyor vs vs. Hepsini tek tek sesini de açarak izleyin sevgili dostlar. Sadece on dakika da olsa şu kelime avı oyununa ara verin.




21 Ekim 2012 Pazar

Antroyit

Yüzyıllardır Windows'un envai çeşidiyle uğraşmış bir şahıs olarak, son iki yıldır üzerinde Android çalışan küçük tabletimden sonra bir de üstüne Sony Xperia S alınca bu Android olayının kolaylıklarının getirdiği hazzı yaşamaktayım. Öyleki artık bilgisayara, laptopa bile Android kurasım var. İcat edenden, geliştirenden Allah razı olsun. Telefon bağımsız on numara bir olay olmuş. Umarım ilerde tekele dönüşüp bizi haraca bağlamaz illallah ettiğimiz Microsoft gibi.

4 Ekim 2012 Perşembe

Nobrain

Bugün bir toplantı ortamında bilgi işlemci olarak geçinen sikkonun biri "Teyp yedekleme işlemine güvenmediğim için, USB harddisklere kopyala yapıştır metoduyla yedek alıyorum." Sevgili sikko kardeşim, kopi-peyst ten daha ilkel bir yedekleme metodu varsa o da aynı şeyleri en baştan tekrar oluşturmandır. Senin yaptığın işteki sığırlığın boyutu; kurta güvenmediğin için kuzunu kurt sürüsüne teslim etmen gibidir. Allahın malı, tamamen yedek almak üzerine geliştirilmiş yazılımlar var artık hala, sen nerde kalmışsın, bir de mal mal "işte efenim ben de güvenmiyorum" diyorsun. Beş gündür sigara, çay ve sudan başka birşey içmeyen bir arkadaşa anlattım, o bile oha dedi sana düşün yani. Bir müşteri potansiyeli ve toplantıdaki diğer arkadaşların samimiyeti olmasaydı seni bilgimle dövecektim ama dua et, sikkofield seni.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Microsoft Hyper-V


Tamamen kendim için eklemiş bulunduğum, "bu da burada bulunsun" dediğim bir video. Microsoft sanallaştırma platformu Hyper-V hakkında on numara bir sunum. Konu alanı bilgisi artmalı ve toynak gibi olmalı kısa sürede, yakın dönemde ihtiyaç olacak.

7 Eylül 2012 Cuma

30 kamyonmuşşş

Feyk haberde diyorki Samsung firması Apple'a, ürünlerini taklit ettiği gibilerinden bir sebeple 1 milyar dolar ödemeye mahkum edilmiş ve bu cezanın tamamını 5 sent'lik bozuk paralar halinde ödemiş. Güya Apple'ın oraya 30 kamyonla gidilmişmiş. Yaratıcı ve komik olabilecek bir fikir ama sadece fikirde kalması Samsung için daha iyi bence. Bir firmanın kaybettiği bir davadan donra bu tür bir muhabbete girmesi akla kim tarafından, nasıl insanlar tarafından yönetildiğini getirir.

Burdan Samsung'a sesleniyorum: Akıllı olun lan !!! Valla iki adet Galaxy S2 telefon alacaktık onu da almayız haa.Batarsınız totoşlar, akıllı uslu oturun işte.

Bashettiğimiz Sahte Haberin Linki

30 Ağustos 2012 Perşembe

Zamzung

Oldum olası firmaların herhangi bir konuda yapmadıkları bir şeyi yapıyorum demesine, ya da yaparken katakullilere girmesine uyuz oluyorum. Bu uyuzluğumu kıpraştıracak ingilizce bir makale okudum bugün internette. Ve evet ingilizcem işte bu kadar iyidir. Makalenin linki ahan da burada.

Samsung Galaxy S2 ve Sony Ericsson Xperia S ürünlerinin video kalitelerini karşılaştırıyorlar ve aşağıdaki görüntü ortaya çıkıyor. Xperia 720 ve 1080 piksel derinliklerinin her ikisinde de turuncu çerçeveli alanı video olarak çekiyor. Samsung ise 720 pikselle video çekilirken kırmızı 1080 pikselle video çekilirken yeşil çerçeveli alanı çekiyor. Yani görüntünün nokta sayısı daha fazla ama görüntüye alınan alanı daraltıyor. Bu katakullisel durum da benim gibi beyaz bir S2 almayı düşünen biraderinizi fazlasıylan rahatsız etmiş bulunuyor efenim.


27 Ağustos 2012 Pazartesi

Güle güle

Aya ilk ayak basan adam Neil Armstrong öldü. Aya ilk adımını attığında "Benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım" sözü milyarlarca yıl daha tekrar edilecektir büyük ihtimalle. Ayda ezan sesi duyup müslüman olduğuna dair fenomen de devam edecektir yıllarca. Kendisinin ay yürüyüşünden sonra mekikte çekilen şu resmi çok şey anlatır bana.
(Resmin üzerine tıklayarak devyarasa boyuttaki versiyonunu görebilirsiniz.)

Bunun dışında insanoğlunun aya gitmediğini söyleyen komplo teorisyenleri de var. Aşağıya da bu komplo teorilerini anlatan bir video ile MythBusters adlı bilim dizisinin aynı komplo teorilerini yalanlayan videosunu ekleyeyim.

Bir ara ben de aya gidilmediğine inanmıştım. Zira ta 1969'da yapılan bir olay günümüz teknolojisinde nasıl yapılamasındı ki. Ama maliyet gibi gerekçelerle yapılamadığını öğrenmiş bulundum ve daha da önemlisi aya giden astronotların bıraktığı aparatların yüksek mercekli teleskoplarla görülebildiğini, ay yüzeyine yerleştirilen prizmalar sayesinde dünyadan aya gönderilen lazer ışınlarının geri geldiğini öğrenince fikrim değişmişti.



24 Ağustos 2012 Cuma

Maykrosoft

Gerçekten muhteşem bir çalışma ve estetik anlayışıyla dizayn edilmiş bir logo. Meksika'lı tasarımcı Lukas Hırrım dizayn etmiş ve çok büyük arayışlardan sonra bu logo ortaya çıkmış. Microsoft tam 25 yıl sonra logosunu değiştiriyor o kadar kafa patlatma, harala gürele normal tabi. Şaka bir yana bunu ben de dizayn ederdim Paint progrmaında, hatta ben daha iyisini tasarlardım diyorum naçizane. Şaka bir yana dedim ama bu cümle daha da bir şaka gibi oldu sanki.

Bu arada mevcut logo aşağıda gördüğünüz üzere vakti zamanında ta Windows 95 tanıtılırken kullanılmıştır zaten. Hadi atayistler bunu da açıklayın bakalım.



Bir de başlığa açıklık getirelim: "Ben ingilizce biliyorum" hesabıyla firmanın adını inatla Maykrosoft diye okuyan mallar vardı piyasada bir ara. Azaldılar ama hala varlar. Linux'a da Laynax derler bu nobrainler. Aman kendi adınızı vs okutmayın kavga edersiniz kendileriyle.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Win7 Comparison

Comparison ne güzel bir sözcük yaahu. Yazması da, komparisın diye okunduğunu bilmeme rağmen ispanyolca misali komparizon diye okuması da çok zevkli. Evet böyle küçük şeylerden mutlu süprizler yaratabilen geyik bir insanım.

Gelgelelim ekran görüntüsünü koyduğumuz Windows 7 versiyonlarının karşılaştırma tablosunun burada bulunması gayet iyi olacaktır. Ultimate versiyonunun en büyük artıl lisanslama olduğundan; Starter, Home Basic ve Home Premium versiyonları zaten dış RDP'leri bile kabul edemediğinden yeni bir pc'ye sıfırdan bir kurulum yapılacaksa en mantıklı seçenek Proffessional veya Enterprise oluyor. Bu karşılaştırma tablosu da bılokta bulunsun. Bazen lazım oluyor.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

LCD vs LED

LCD ekranlar ile daha yeni LED ekranlar arasındaki fark, hala kullanıcıların kafasını karıştırabiliyor. Bunun nedenlerinden bir tanesi, iki ekranın arasında çok büyük bir fark olmaması. Ayrıca LED ekranlar da farklı yapılarda üretilebiliyorlar. İşte LCD ve LED arasındaki bilmeniz gereken farklar ve LED ekran türleri.

LCD ve LED nedir?

LCD, yani likit kristal ekran bugün birçok monitörde, TV'de, telefon ve tablette kullanılan temel bir görüntüleme teknolojisidir. Elektrikten etkilenebilen likit kristal moleküllerden oluşan bir panelden meydana gelirler. Bu moleküller ışığı engeller veya geçişine izin verir. Renkli LCD'lerde her pikselde yeşil, mavi ve kırmızı alt pikseller bulunur. Geçişine izin verilen ışığın yoğunluğuna önem verilir, böylece milyonlarca farklı renkte görüntü oluşturulabilir.

Ancak bu kristaller, kendi ışıklarını üretemezler. LCD'yi bir arka ışığını yansıtarak aydınlatmak mümkündür (Nintendo GameBoy Advance bu şekilde çalışır) ancak tüm LCD HDTV'ler, ekranın arkasında tüm ekranı aydınlatan bir arka ışığa sahiplerdir.

Arka aydınlatma olarak LED'lerin kullanılması yeni bir özellik. Ancak yeni LED TV'ler de LCD ekranları kullanmaktadırlar.

Peki LED ekranlar neden daha iyi?

CCFL tüpleri, ekran açıkken açılıp kapanamazlar ve sadece yatay veya dikey satırlar dizebilirler. Bu ise resim kalitesinde sorun oluşturur. Işıklandırma hiç kapatılmadığından, karanlık sahneleri işlemek zorlaşır ve CCFL tüplerinin dizilimi, ekranın bazı bölümlerinin daha parlak görünmesine neden olabilir.

LED'ler ise kolayca açılıp kapatılabilir. Bu sayede ışığın çok daha iyi kontrol edilmesi sağlanır. Ekranın arkasında ızgara şeklinde dizilebilen LED'ler, teorik olarak daha iyi bir ışık dağılımı da sağlayabilir. LED'lerin enerji tüketimi de LCD'lerde göre daha düşüktür.

LED'lerin temel olarak 3 türü bulunmaktadır.

Kenar aydınlatmalı LED: Bu tür ekranlar, belirli bir ışık düzeni oluşturmak yerine ışığı eşit olarak dağıtmaya çalışır. Bu teknoloji, çok ince ekranlarda kullanılabilir.

Tam sıralı LED: Bu LED ekranlar, LCD ekranın arkasında bir LED ışığı ızgarası barındırır. Bu teknolojiye sahip TV'ler genellikle pahalıdır. Bu ekranlar, harika bir siyah seviyesi sunabilir.

RGB-LED: Nadiren kullanılan bu teknolojide renkli LED ışıkları ek bir renk ve ışık denetimi sağlar. Bu sayede oldukça doğru renkler ve yüksek bir kontrast oranı sağlanır.