12 Ocak 2012 Perşembe

Forest Ghost

Salı akşamı arabadaki tüm eşyalarımı topladım ve orman hayaletini de arabadan aldım. Onu aldığım ilk gün, elime geçiş şekli, yükte hafif pahada da hafif, ama değerde bambaşka oluşu... ve onu ömrümün sonuna kadar saklayacak oluşum.

Kimse bilmesin, bir tek ben bileyim neyin ne olduğunu. Zaten beni dinleyen - dinlemeyen, saatlerce bu konuları anlattığım kişiler - hiçbirşey dinlememiş olanlar, burayı okuyan - okumayan, bu konuya vakıf olduğunu sananlar bile. Hiç kimse bilmiyor. Bir ben bileyim neyin ne olduğunu, artık kimseye de anlatma ihtiyacı hissetmiyorum. Nasılsa kimse anlamıyor dursun orda işte, bende kalsın.

11 Ocak 2012 Çarşamba

10 Ocak 2012 Salı

Opcektif

Bunu bazı fenerliler hiç üzerine alınmasın, ki fenerlilerin çoğunluğuna tekabül eder bu. Bir kısmı üzerine alınsın acaba ben bunu yapıyor muyum diye bir bakmak için sadece. Kalan o küçük kısmı da altına alınsın ki zira bu subjektif bakış açısına sahip olan adamlar bunlar. Sen Galatasaray'ın basketbolda geçen yıl yaptığı forma mallığına resmi sitenden 'Olayın takipçisiyiz' diyorsun, sonra ondan fazla maçta şike yaptığın iddiaları ortada dolanırken 'Bugün bize, yarın size olur destek verin' mealinde şeyler geveliyorsun. Öyle değil işte sayın abim. Esas dün bizeydi sayın abim, dün bizeydi ve sen destek vermeyip ordan prim yapmaya çalıştın. İşte bugün size ve destek beklememen laızm kimseden. Yarın da bir başkasına olur artık, belki de yine bize bilemem.

İşte bazı fenerlilerin bu körlüklerini, geride daha önce yaptıklarına hiç bakmamalarını, kendini takımını savunma sevdasında sanıp da saçmalamalarını anlamıyorum ben. Galatasayar - İBB maçındaki kırmızıya tantana yapıyorsun, sarı kart bile verilmeyebilir diye, ki burda neden kırmızı kart gösterildiğini paylaştık resmiyle. Dün Kerim atılıyor benzer birşeyden, ahlak diyebir durum varsa sende ya bizim maçta tantana yapmasaydın, ya da dün akşam da söyleseydin 'ya evet Kerim atılmayabilirdi' diye.

Birisi tutarsız bir geyiği başlatıyor. Bizi doğruyorlar diye. Etraftaki tüm kart ve penaltılarla ilgileniyor ama kendisine yapılınca aynen fıs. Konuşsana sayın abim. Fotoğraftaki hareketi 15. dakikada yapan Alex o maçta iki asist yapıp maçı çevirdi. Deli gibi bastıran Antep 15. dakikada on kişi kalan sen olsaydın ne yapardı takımın? Adam agibi adam diye vik vik konuşulan abilerimiz bunu da söylesinler.

Jilet

Lise yıllarında sakal traşı olduğum zamanlarda babamın Gillette Sensor Excel traş bıçağını ilk kullandığımda 'olay budur' dedim. 'Adamlar yapmış abi' Bir kez traş oluyorum bir hafta gidiyor nerdeyse. Sonra üniversite yıllarında iki günde bire düştü. Sonra daha oynar başlıklı Mach 3 bıçağına terfi ettim. Bir sene boyunca aynı Mach3 kartuşuyla traş olabilen arkadaşlarım varmış ki onlara yuh diyorum ben buradan.

 Neyse efendim dün 5 (yazıyla beş) bışaklı Gillette Fusion Power ile traş olurken -ki evet bunun bir düz Fusion'u var, bir de benimki gibi daha Power'lısı var- anladım ki gerçekten de yediğimiz içtiğimiz sakala gidiyormuş. Sensor Excel'e devrim derken, olayın doruğu, daha iyisi olmaz diye etiketlerken Fusion Power'a bile anca ikna olabiliyorum artık. Bekleyelim de firmalar yüz bıçaklı birşey çıkarsınlar bari.

Bir de dip not askerdeyken bunlar bildiğin nimetti ya. Kılık, kıyafet, don, şampuan, sabun vs ne varsa çantanda bırakırdın yer değiştirirse de değiştirsindi. Gelgelelim Mach3 kartuşlarım her zaman, boynumda asılı duran askerlik cüzdanımda olurdu; para, banka kartları ve kimliklerimle. Onlarla eş değerdeydi bizim için. En azından bir traşla bir hafta idare edebilen 20'lik komando kardeşlerime göre 24 yaşındaki kısa dönem bir asker olan benim için. Şöyle de bir diyalgo geçmişti bir kardeşle aramızda ben akşam traş olurken:

- Kamil abi sen hergün mü traş oluyorsun?
- Evet bazen fırça yiyorum komutandan, o zaman iki kez oluyorum.
- (Gülerek) Ben haftada bir oluyorum biliyor musun?
- @!?**?!?Q@@¨~<>@

9 Ocak 2012 Pazartesi

Cugulu

Malumunuz üzere örövizyona Can Bonomo gidiyor bu yıl. Atiye'nin Kıraç'ın arasından sıyrıldı gibi bir hava var ortada. Kimse anlatmıyor, bir yetkilinin ağzından duyan yok; it iz nat vörbıl, der iz samting in dı eyır, ez ay poyintıd aut bifor. Neyse bu Google Translate de arada turşu olsun. Haberlerde örövizyona kim gidecek filan derken bu Can kardeşimizin klibi dönmeye başladı. Annem de serbest çağrışım yaptı:

- Ya oğlum Ciguli vardı, kayboldu gitti.


Mal müdürü

Dün maç çıkışı arabayı bizim eve yakın olan hastanenin oraya (belki de son kez) parkedip eve doğru yürümeye başladım. Hastanenin önünden geçerken, hastanelerde doktor döven mallerın naısl insanlar olduğuna şahit oldum. Doktorların da aralarında nasıl sığırların çıktığını iyi biliyorum. Zamanında Şişli Etfal ve Okmeydanı hastanelerindeki bir iki projede görev almıştım. Neyse o ayrı konu. ben tam geçerken yaklaşık bir metre kırk sekiz sanitemetre olan bir arkadaş yanındakine şunu söyledi:

- Sonra işte o doktor olacak orospu çocuğu döndü bana dedi ki, efendim işte ben hastayı alamam da burda hastaya bakacağımız sistem yok da, zaman kaybetmeden şuraya yetiştirin. İki tane koyacaktım da vik vik vik.

Ulan kaaamil, üç gram beynin ve tek haneli ayküünle ne anlatmaya çalışıyorsun. Allahın davarı. Adam senin hastanı senden fazla düşünüp gideceğiniz yere göndermiş, sen hala vırvır etmektesin. Senin hastana bakabileceğim ekipmanım yok diyor adam, ne yapsın orda cihaz mı .ıçsın sıfırdan?

Moulin Rouge

Bu akşam serviste bu filme başlayıp evde bitiriyorum gençler. Yaşasın Samsung Galaxy S Wifi, sanatın ve sanatseverin dostu.
(Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız. Ayrıca bu da filmin IMDB linkidir efendim.)

Dexter ne kadar mal?

-----Dexter şıpoylırlı-----
Yeni aldığım Samsung Galaxy S Wifi sayesinde Dexter'ın altıncı sezonunu iki haftada izledim serviste. Dexter'ın bu sezonunda profesör Gellar'ın aslında ölü olduğunu anladığımız bölümde birsürü salak detay vardı. Adamın ölü olduğunu bölüm sonunda Dexter buzdolabını açtığında anlayalım, daha önce anlaşılmasın diye birsürü ayrıntı sayılamayacak saçmalık vardı.

Dexter birkaç gün önce kiliseye gidip Gellar'ı öldüreceği poşetli odayı hazırlıyor filan. Sonra Travis önden giriyor, Dexter arkadan girip poşetli odada bekliyor, babasının hayaletiyle muhabbet ediyor filan. Bu arada da Travis o bölüme kadar son ama son derece tehlikeli olarak bahsedilen Gellar'la muhabbet ediyor. Gellar'ın tepesine binmek için bölümlerdir yanıp tutuşan Dexter ise hiç "Yahu iki gündür bu poşetleri serdim buraya, Gellar farkeder mi/farketmiş mi/Allahtan farketmemiş" demiyor babayla geyikte. Poşetli oda da profesörün takıldığı kilisenin ortasına çıkıyor doğrudan.

Sonra Dexter aşağıda kilitli kaldıktan sonra 3-4 dakika içinde kurtuluyor. Bir kapı marifetiyle çıkıyor bodrumdan ama hiç "Travis beni öldürmeye çalışabilir mi, hala buralarda mı, gidiyorsa belki yetişebilirim, yetişir miyim, sessiz olayım" vs diye düşünmeden babasıyla kavga ede ede gidiyor ordan.

Güzel bir dizi ama bu bencebüyük bir batırma anı. Çünkü senolayı örmüşsün, güzel gidiyor. Yer yer profesörün aslında ölü olup olamayacağı ihtimali geliyor aklına ama izliyorsun. Vurucu bir sahnede böyle mantık hatası olmaz. Dokuzuncu bölümde anlıyoruz ki Gellar aslında yok. Daha üç bölüm kim bilir neler olacak diye karnımız ağrıyorken bence biraz daha çalışmak lazımmış.
-----Dexter şıpoylırlı-----

Bayan yanı

Serviste bir eleman var, en son binen tayfadan. Bunlar dört kişi biniyorlar ve onların oraya vardığımızda dört beş tane boş koltuk kalıyor. Bu koltuklar da genelde cam kenarına tünemiş olan bir arkadaşın koridora bakan yanı oluyor. Neyse bizim kamil mutlaka bayan yanına oturuyor. İstisnasız. Bazen on kişilik yer olsa da mutlaka bayan yanına oturuyor.

Geçen geyiğini yaptık, "yahu sen de mutlaka bayan yanına zıplıyorsun serviste, çakal" dedim. "Yok denk geliyordur" dedi. Diğer arkadaş "ya bırak kekleme bizi" deyince de: "Yok ya sığmadığımdan erkek yanına oturmuyorum dedi." Yersen kirşen.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Denyo

Abi Zeytinburnu sokaklarında toplam geçirdiğim süre haftada iki saat filan olsa gerek. Haftada altı gün evden servise, servisten eve 5-6 dakikalık yürüyüşler. Onun dışında da evden arabaya vs geçişler.

Bir tane dallama var, sonradan öğrendiğim kadarıyla adı Erdi mi ne. Bu kısacık sürede, bu adamı mutlaka haftada en az bir kez görüyorum. Gece birde halısahadan döenerken denk geldim, servisten inerken her gün kullandığım yolda da gördüm, bir gün uyuyakaldım bir kilometre aşağıda indim servisten orda gördüm, fıtık ameliyatı olduğumda bir hafta yattım evde. Bir hafta sonra kontrole giderken evden çıktım, taksi bekliyorduk. Tak bu dallama geçti önümden. Bir de böyle fiti fiti yürüyor. Tipine baksan, omuzları dar böyle düşük, saçlar kısa ama kabarık biraz, kaşlar hafif havada, hafif bir ukalalık var. Gelişine tokadı çakası geliyor insanın. Geçen bir de feyse girdim arkadaşlık önerileri arasında. Laaaaaan dedim, yeter be.

Fotoğraf: Denyo Jeneratörleri