7 Ekim 2013 Pazartesi

Ukte

Ekşisözlük sayfasını ilk açtığınızda, zamanı güncelliği fark etmeden, en beğenilen entry'lerden biri açılış sayfasında geliyor. Bu sabah da açtığımda aşağıdaki başlık ve o başlığın 109ncu entry'si önüme geldi ve beni bir tuhaf düşünce balonuna sevk etti.

herkesle aram iyi olsun insanları
109
kendisini bir kenara koymuş, başkalarının görüşlerini önemseyen, "hayır" diyemeyen, içinde koca koca ukteler biriktiren insandır.
09.03.2013  15:48  bulutseverim

Anlatımın sonucunda kendime dair birşeyler bulduğum ve beğendiğim bir not olmuş. Zaman zaman benimd e düştüğüm bir hata bu. Zamanında açık bir şekilde benim kötülüğümü istemiş, ipneliğin binini bir paraya yapmış adamla muhabbeti kesip aylar yıllar sonrasında barışınca; içinden yine de iyi oldu ya, kimseyle küs kalmayayım" diyebilmiş bir malım ben çünkü. Halbuki affetmemek lazım, ne kadar çakarsan, ne kadar sert davranırsan o kadar iyisin.

30 Eylül 2013 Pazartesi

Arcade Fire

Yeni albümden üç şarkıyı içeren bir video yayınlamış sevgili gurubum.

17 Eylül 2013 Salı

Anlayış Farkı

Çok sevindirik oldum lan izlerken, helal olsun.

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

Breaking Bad

Gümbür gümbür bitiyor anlı şanlı bir dizi. Yedi bölümlük ilk sezonunu izlediğimde, Lost'un ortalığın afedersin eamuniyeaa koyduğu bir dönemde, Heroes Miroes bir sürü dizinin var olduğu bir dönemde, ekşi sözlükte dahi hakkında çok entry'nin olmadığı bir dönemde sevdim ben bu diziyi. Başrol bir yana, Aaron Paul'ün zaten Emmyy ödüllerini toplaması gerektiğini düşünürken, sonrasında ilk sezon(lar)da oyunucluğunu da, kendisini de, tipini de sevmediğim Dean Norris'e alıştım.

95 yılına uyarlanarak aşağıdaki jeneriği hazırlamışlar diziye. Son sezon adamların hepsi yardıra yardıra oynuyor. Neler döndüğünü biliyorum ama baştan sona izlemiyorum yeni bölümleri en baştan başladığım için. 14ncü bölüme de zaplaya zaplaya atlayarak baktım biraz, eyvah eyvah yani. Yazana, çekene, oynayana helal olsun.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Gülle Fırlatma

Sevgili üşengeçliğinden sokağa bırakması gerektiği çöp torbasını; evinin balkonundan, penceresinden aşağıya fırlatan insan evlatları. Bu nasıl bir üşengeçliktir amk. Basketçi gibi toplu çöp öbeğini tutturmaya çalışıyorsunuz bir de. Kış gelecek ve sayılarınız artacak biliyorum. Ebenizin damı yani.

12 Eylül 2013 Perşembe

Göt

Götü yere yakın insanlardan korkmam ben de, götlük peşindeki adamları sevmiyorum esas. Kişi kendini karşısındaki gibi bilirmiş. Kendi içindeki pisliği başkalarına da yakıştırmak tam bir götün yapabileceği iş. İnsanın götü yere yakın olması değil, kendisinin karakter olarak bir göt olması daha büyük bir sorun.

Bu gönderinin sebebi olan lale: Emin ol ki komplekslerinin farkındayım kardeşim. (Kardeşim derken laf icabı gerçekten kardeşim hitabını hak ettiğinden değil.) Ama yine emin ol ki, kendini o komplekslerinde boğarak zaten en büyük cezayı kendi kendine veriyorsun. Hep söylerim kendisini olmadığı birşey sanan insanlara üzülüyorum. Hani çirkindir, yakışıklı sanır, bok gibi top oynar ama kendini över, fakirken zengin gibi davranmaya çalışır vs vs.  Sen de öylesin kısmen ama buram buram içten içe herşeyin de farkındasın hiçbir şeyi hazmedememiş, kompleksli, sikko götella seni. Fakyu.

Gaviscon

Önceleri reçete ile üç şişe alıp doktorun söylediği sıklıkta kullanmıştım. Sonrasında yanmam oldukça almaya başladım. Sonrasında bir şişe iş yerinde bir şişe evde tutmaya başladım. Sonrasında 5 tl lik normal şişe yerine 8 tl olan daha yoğun kıvamlı, ADVANCED versiyonuna terfi ettim. Şimdi ise yanımda taşıyorum anasını soteyim. Boku yedim lan sevgili blogseverler.

5 Eylül 2013 Perşembe

Reklam

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.


LG'nin meteor şakasıyla tanıttığı ultra HD televizyonu.

Ohara

Tamam yurt dışındaki operatörlerle yapılan ortak çalışmaların maliyeti yüksek eyvallah da bu nasıl bir pakettir sayın kardeşlerim. Yirmi megabayt internet afedersin de ne skime yarayacaktır, neye yetecektir.

Finlınt ten pointz

Bu oyunculardan kurulu olan milli takımın kötü oynama hakkı elbette var. Maç kaybetme hakkı, hatta ortalamanın bu kadar altındaki bir milli takıma yenilme hakkı tabi var. Gelgelelim bu kadar boktan bir oyun olamaz abi. 55 sayının içinde bir tane organize atak olmaz mı yahu? Kaan Kural mükemmel anlatmış, hislerime tercüman olmuş, sağolsun. Aşağıya kopyalıyorum.

Kim ne hikaye anlatırsa anlatsın; sırf NTV mikrofonunu yere bıraktı diye bu takıma çağrılmayan Cenk, dopingçi ama maneviyatı yüksek Hidayet, Fenerbahçe ile aynı anda milli takımı yönetmeye çalışan Tanyeviç, dünkü maçta hiçbir etkisi görülmeyen bir buçuk aylık kamp gibi milyarlarca konu var adamı kızdıran. Şu halimle ben oynasam yemin ederim daha çok katkım olurdu ya.


KAAN KURAL - Kara Leke

2007 Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız Almanya karşılaşması Türkiye için modern zamanların dip noktasıydı. Bundan daha kötüsü olamaz demiştik o gün. Ama ekonomi gibi basketbolda da dip yokmuş meğer. Dün Basketbol Milli Takımı’nın tarihindeki en korkunç performans olarak tarihe yazıldı.

FİNLANDİYA’YA yenildik ötesi var mı? Hayır sporda her sonuç var. Çok daha güçsüz bir takıma da yenilebilirsiniz. Ama sahada nasıl yenildiğimize bakınca durum daha da vahim bir tablo ortaya çıkarıyor. Öyle Finlandiya’nın 10 yılda bir kez gelecek çok ekstra işler yaptığı vs bir gün değildi dün. %31’le şut atabildiler ancak maç boyunca. %63’le faul attılar. 14 top kaybettiler. Zaten çok kısıtlı kadronun kilit isimlerinden Kotti maç boyunca faul problemiyle boğuşup ancak 16 dakika sahada kalabildi. Takımın Avrupa’da ortalama üstü kabul edilebilecek yegane iki oyuncusu Salin ve Koponen 26 atışın 18’ini kaçırdı.

1.5 AYLIK KAMPA NE GEREK VARDI?

VE biz yine de yenildik. İlk 28 dakikada 26 sayı atabildik anca. Sahadaki oyuna bakınca bu bile iyi aslında. 10 sayı serbest atışlardan geldi zaten. İlk basketimizi attığımızda maçta 9.5 dakika geride kalmıştı. Caddebostan sahilde aralarında 3’e 3 maç yapan çocuklar bile uzun süredir birarada oynayan bizim milli takımımızdan daha organize, daha ne yaptığını bilerek hücum ediyor. Tüm maç boyunca top elinde olan oyuncumuz bireysel olarak ne yaptıysa hücum ondan ibaret kaldı. 40 dakika tek bir hücum organizasyonu görmedik. Bunu yapmak için oyuncuları 1.5 ay kampa almaya ne gerek vardı ki. Gerçekten Litvanya 2011’de de en büyük sorun buyken, hücuma yeterince eğilinmediği, fazla savunmaya konsantre olunduğu itiraf edilmişken neden bu yoldan devam ediyoruz ki?

AMA zaten kadro kurulurken belliydi bu. Bu takıma yön verebilen tek isim Kerem Tunçeri alınmadığında, son anda Ömer sakatlanınca yerine Barış değil Birkan çağrılınca Tanjeviç’in aynı şarkıyı tekrar edeceği belliydi. Belli olmayan bu kadroyla bu kadar dibe vurmak oldu.

İZİ SİLİNMEZ AMA...

TAKIM olarak olmasa da Ender’in deliciliği ve Kerem’in ne yaptığını bilen basit oyunuyla yine getirdik maçı. İkisinin çabası yetti zaten Finlandiya’ya ama orada da Tanjeviç’in iki tuhaf tercihi bu felaketten mucize bir galibiyet çıkmasına izin vermedi. Önce 50 saniye kala gerideki takıma alan savunması yaptırdı. Elleri titreyen Finlandiya hem rahatladı, hem süreyi eritti, hem de alan savunmasının risklerinden hücum ribauntunu verdik. Son topta ise bütün yapabildiğimiz “Hidayet al da at” demek oldu. Hadi alsın atsın da 3 sayı gerideyken ikilik atacaksak süreyi neden o kadar yedik?

BU turnuvanın daha ilk maçı. Ama bu maç tarihe kara bir leke olarak geçti bile. İzini silmek mümkün değil de en azından temizleyip yeni bir sayfadan devam etmek de bunu yaratanlara kalıyor.

3 Eylül 2013 Salı

Transfer



Bruma'yı değil de Bruno'yu transfer etseymişiz ya. Ben kendisinin adını böyle uzata uzata Buruuu-ma diye okuyacağım müsadenizle. Adamın adı heryerde Bruma diye geçiyor, ama asıl adı: Armindo Tué Na Bangna Bu da enteresan tabi. Yarın öbür gün transfer edilebilirse, sevgili kulübüm Galatasaray başka adam kakalandığı iddiasıyla kavga çıkarsa haklı yani.


29 Ağustos 2013 Perşembe

Bu akşam

Gereksiz uykusuzlukları azaltmak lazım. İş üzerine birşeyler çalışılma hedefiyle başlayan, çok da vakit harcanan ama o vaktin çok verimsiz kullanıldığı uykusuzluklardan bahsediyorum. Kendi kendimi küçük şeylerle motive etme triballerine giriyorum bugün yine. Zaman zaman olduğu gibi "Bilmemne işi bitsin de kendime şöyle bir yemek ziyafeti çekeyim. Şu sunumu atlatayım da akşam mekanda iki bire yuvarlayayım. Bu müşteriden sorunsuz çıkarsam köprüye gidip rakı balık yapayım..." dediğim kendimi ödüllendirme modundayım. Bu akşama rahat rahat ulaşabilirsem, yani bir toplantı ve bir kurulumu sorunsuz atlatabilirsem süper olacak.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Yakışıklı

Geçen ekşisözlü'te bir başlıkta gelmiş geçmiş en yakışıklı adamın kim olduğu tartışılıyordu ve Alain Delon üzerinde hemfikir olmuş baya bir kişi vardı. Bence Müşfik Kenter'dir bu yakışıklı. Şimdilerde moda olan saç modellerini 60 yıl önceden denemiş yaşlılığında bile taşakları yere değen bir yakışıklılıktadır kendisi. Ruhun şad olsun; sesinle, oyunculuğunla, şiirinle seni çok sevdik abi biz.




21 Ağustos 2013 Çarşamba

Tutumluluk Üzerine

  • Çocuklarınıza nasıl hesap yaptığınızı gösterin. Bankaya giderken onları da yanınızda götürün ve biriktirdiğiniz parayı hesabınıza yatırırken sizi izlesin. Neden ve nasıl birikim yaptığınızı sizi izleyerek öğrensinler.
  • Alışverişe çıkarken çocuğunuzu da yanınıza alın. Ondan fiyatları okumasını ve en ucuzu bulmasını isteyin. Zamanla oyuna dönüşen bu alışkanlık, çocuğunuza en eğlenceli şekilde tutumlu olmayı öğretecek. Hatta ellerine bir hesap makinesi verin ve hesaplama yaparak bütçelerini kontrol etmelerini isteyin.
  • Çocuklarınıza başardıkları şeyler karşılığında harçlık verin. Hatta bu harçlıkları verirken küçük meblağlardan başlayın. Onları paraya boğmayın. Zamanı geldiğinde harçlık vermek yerine onları yarı zamanlı bir işte çalışmaya teşvik edin. Böylece para kazanmanın zorluğunu ve emeğin kıymetini çok daha iyi anlayacaklardır.
  • Küçük çocuklarınız için kumbara, büyük çocuklarınız için banka hesabı açın. Böylelikle biriktirdikleri parayı görüp, bir şey başardıkları hissini tatsınlar. Hatta küçükler için cam kumbaralar seçerseniz, biriktirdiklerini görüp daha da mutlu olacaklardır.
  • Hesap kitap öğrenmek sıkıcı bir derse dönüşmesin. Onlara tutumlu olmayı esprili yollarla öğretin. Akılda kalıcı örnekler verin. Monopoly gibi paranın değerini öğreten oyunlar alın.
  • Çocuğunuzla birlikte oturup aylık gelir-gider tablonuzu yapın. Kenara ne kadar para ayırabilirsiniz, elinizdeki parayı nereye harcayabilirsiniz ya da acil ihtiyaçlarınız hangileri birlikte karar verin.
  • Çocuğunuza halen çatınız altında yaşıyorken yaptıkları seçimlerin sonuçlarına katlanacaklarını öğretin. Kredi kartları özellikle üniversite öğrencileri için tam bir tuzağa dönüşebiliyor. Limiti aşsalar bile aileleri açığı kapatıyor. O yüzden ipleri baştan ele almak lazım. Çocuğunuz daha küçükken her istediğini almayın. Sınırlar koyun. Tasarruf yapmak, seçim yapmak demektir. Her istediklerine sahip olursalar, neyin öncelikli ya da acil olduğunu asla öğrenemezler. Kısacası yeri geldiğinde onlara ‘Hayır!’ demeyi öğrenin. (Photo: Getty Images)
  • Hem verdiğiniz harçlıkların nereye harcandığını öğrenin, hem de onların bilinçli harcama yapmalarını sağlayın. Giderlerini bir liste halinde tuttukları zaman, harcadıkları paranın daha iyi farkına varacaklardır.
  • Tatil planınızı çocuğunuzla birlikte yapın. Ona görevler verin. Mesela en ucuz ve en konforlu oteli araştırıp bulmasını isteyin. Seçimlerini daha sonra siz kontrol edin ve gerçekten başardıysa ona hediye olarak tatili bir gün daha uzatın.
  • Verdiğiniz harçlıklardan biriktirerek kendi kıyafetlerini almalarını söyleyin. Böylelikle yaptıkları harcamalara dikkat etmek zorunda kalacaklardır. Tabii bu arada siz de verdiğiniz harçlığın miktarını ona göre ayarlayın. Sadece yiyeceğine yetecek bir parayı çocuk nasıl biriktirsin. (Ablama okutmak üzere yapılmış bir alıntı)

Şişko patates

Bir ters motivasyon yazısında daha beraberiz. Rejimin belli evreleri var, bunlar: İ
stesem veririm, ama istemiyorum, bu göbek büyüdü bundan kurtulayım artık, ben bu halimle mutluyum ya. cümlelerini de içinde barındırıyorlar. Burada bulunsun bakalım, kilo vermeye yeniden niyetlendiğimizde okuruz.


  • Davranış tedavisinde amaç, ne yediğiniz değil, nasıl yediğinizdir! Yemek yeme şeklini değiştiren bireyler, sadece kilo vermekle kalmaz; tekrar kilo almanın da önüne geçmiş olurlar.
  • Şişmanlığa sebep olan hatalı davranışların bazıları şunlardır: Çok fazla yemek yemek, az çiğnemek, büyük lokmalar almak, su içmemek veya az içmek, sürekli öğün atlamak, öğün arasında düzenli olarak abur cubur atıştırmak, sıkıntılı ve stresli durumlarda yemeğe yönelmek.
  • Davet ve ziyafetlerde ikramları reddedememek, akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar yemeğe devam etmek, yemekte çatal ve bıçağı hiç bırakmamak, hızlı yemek yemek, özellikle çalışan kişilerde eve gelince atıştırıp, arkasından yemek yemek.
  • Yemek davranışını geliştirmek için uygulanması gereken basit ama sağlıklı birkaç öneri: Yenmemesi gereken ya da az tüketilecek besinleri satın almamak, televizyonda yemek programlarından kaçınmak, çünkü çok iştah açıcılar, yenmeye hazır besinlerden uzak durmak.
  • Aç karnına alış verişe gitmemek, yiyecek alış verişine giderken mutlaka liste yapmak ve listenin dışına çıkmamak, evde abur cubur bulundurmamak.
  • En önemlisi kilo verme sürecinde sabırlı olmaktır. Kilo çok kısa zamanda alınan, ancak vermesi uzun vakitler gerektiren, sabra dayalı ve güç bir yoldur.
  • Eğer kilo almak istemiyorsanız, tüm tehlikeli besinleri yemeden önce, onu yakmak ve vücudunuzdan atmak için, ne kadar uğraşmak zorunda kalacağınızı düşünmelisiniz. Bu sizde görünmez bir caydırıcı etki yaratacaktır.

Karahasanlı Şahin

Benim için bir internet fenomeninden fazlasıdır gerçekten. Arasıra açıp moral depolamamı sağlayan, gülümseten bir adam. Kendisi düğünlerde olması gereken tipte apayrı bir renk. Şöyle bizim su balesi ekibinden arkadaşların olduğu bir eğlencemiz olsa ya yine, samimi bir ortam olmasına güvenerek ben de Şahin bey biraderim gibi kafama göre tepinebilsem. (Favorim en üstteki video, ekürisinin belindeki yarım kilo anahtar da ayrı bir ayrıntı.)

 a



31 Temmuz 2013 Çarşamba

Sevgili

(Çok istediğim gibi olmadı ama buyrun okuyun arkadaşlar)
  • Zamanında bir kız arkadaşımla olan tartışmanın ardından gece saat üçte feyisbukuma "aşk diye birşey yoktur, gidin yatın şimdi" yazmıştım. O anki kız arkadaşımın aşka dair bende yarattığı nefretimsi hissiyat buna neden olmuştu.
  • İleriye dönük bir birlikteliğe başladığımı sandığım ve çok özenli davrandığım bir olayda da o dönemki kız arkadaşım, nasıl olacaksa eski kız arkadaşımın bizi ayıracağını düşünerek benden ayrılmış, ben de "niye istediğim gibi olamıyor" diye düşünerek evlendiğim kişiye vermek üzere "Eşime mektup" yazmıştım. Tam bir romantik sırsiriymişim.
  • Sonra 3 yıl çıkmanın ardından bu mektubu, sevgimin ve kendisinden eminliğimin bir nişanesi olarak başka bir dönemki kız arkadaşıma vermiştim, hani "Eşime verecektim de, eşim sen olacaksın nasılsa" hesabı. ama onun da oyalamaları ve bazı ağır yalanları yüzünden ondan da ayrılmıştım. Mektubu "ben evde saklayamam" diyerek bana itelediğini de ayrıldıktan sonra fark etmiştim mal ben.
  • İlk birlikteliğim olduğundan saşma sevgimle korkuttuğum ve benden ayrılan üniversitedeki ilk kız arkadaşım da; alkollü bir gecenin ardından birlikte olmamıza müteakip beni şutladığı dönemdeki taşıdığım alevle geri dönmek istemişti.
  • "Değil beş ay, ben seni iki yıl beklerim" diyerek beni askere gönderen ve kırk günlük askerken benden ayrılan başka bir model ise asker dönüşü, ağlayarak özür dilemiş, kırk gün bekleyemediği bana 4 ay tekrar başlamak için ısrar etmişti.
  • Böyle sayıyorum millete ama, beni karşılıksız sevdiğini hissettiğim ve karşılığında benim kendisine büyük bir yalan söyleyerek tak diye ayrıldığım bir sevgilim olmuştu. Aynı üniversitede hemen hemen aynı yıllarda okuyup hiç denk gelmediğimiz. İyi bir insan olduğuna inanılmaz şekilde kani olduğum, bunu söylediğimde "İyi insan olmak yetmiyor be Kamil" diyen, beni kısmen affetmiş olan.
  • Sevdiğimden daha çok saygı duyduğum için, kendisini üzmemek için; duymak istediğini söylediğim zamanlar oldu kimisine. Kimisi de duymak istediğimi söylemiştir bana muhakkak.
  • Ayrılan ben olmuşsam geriye hiç bakmadım. Konuşabilmek, karşılıklı sakin bir şekilde kurulabilecek diyalogla her şeyin çözülebileceğini inandığımdan; ya zaten öncesinde bunu konuşmuşumdur, ya da zaten diyalog yokluğundan o hale gelmişimdir diye düşündüm hep.
  • Benden ayrılmak isteyenin peşinden koştuğum olmadı hiç, deli gibi peşinden koşmak istesem de, ayrılırken bana yapılan açıklama çok ama çok saçma olsa da ısrar etmedim, edemedim kimseye. Gurur iyi bir şeydir diye düşündüm hep.
Belli bir zaman önce internetlere vs.lere yazdığım laf öbeğine inanmıyorum artık. Aşk diye birşey vardır ve herkes kendi algısına göre yaşar, fark eder bunu. Son zamanlarda öğrendiğim bu benim.

Adamın biri birkaç yıllık evliyken birini öldürüyor ve bahçesine gömüyor. Karısı da herşeyi görüyor ve kocasını ispiklemiyor tabiki. Aradan 25 yıl geçince bir gün kavgalar iyice arttığı bir gün adam boşanmak istiyor ve mahkemeye başvuruyor. Kadın da kocasını şak diye ispikliyor ve hapse şutlatıyor.İnsanların kaç yıllık eşlerini sokak ortasında kurşunlayarak, onlarca kez bıçaklayarak öldürdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Sevdiği bir insana bunu yapacak hale nasıl gelir. "Geliyor işte" dememek lazım, seven insan sevdiği insandan sevdiği için vazgeçebilir.

Hayatımın herhangi bir döneminde hoşlandığım bile olsa, kalbimde herhangi bir pırpır oluşturan insanların çoğu için "benimle olmadı, Allah yolunu açık etsin, onu hep mutlu etsin" diyebiliyorum. bu güzel bir şey, ama bazen de bu hissiyatın olmadığı durumlar oluyor ki bu durumda da benim yapabileceğim birşey yok. Çünkü o durumun o hale gelmesinin sebebi zaten ben olmuyorum.

"Her ilişki kendi içinde özeldir, her ilişki kendi içinde güzeldir." Bu güzellikleri yaşarken, birlikteliğin içindeyken etraflıca bakmak, değerini bilmek gerek. Çevremde yaşadığı ayrılıktan ötürü beyin olarak çok yıpranmış, birlikteliğini rutine bindirmiş, evliliği mutsuz giden çok insan var.

Benim hiç kavga etmediğim bir tane birlikteliğim oldu. Öyle üç beş aylık kısa bir birliktelik de değildi bu ve hiç bir tartışma bile yaşamadım. Bu birliktelikten sonra ben, aşk diye birşeyin olduğuna kanaat getirdim kendimce. Karşındakinin zaafına basmadan, konuşarak, anlamaya çalışarak, gözüne bakarak ve en önemlisi karşındakinin sevgilin olduğunu unutmadan konuşarak. Karşımda sevgilim olduğunu unutmadan yaşadığım bir birliktelik. Karşımda sevgilim olduğunu unutmama imkan olmayan bir birliktelik, çünkü her baktığımda bana aynı aşkla bakan gözleri görebildiğim, karşımda sevgilim olduğunu her bakışımda hatırlatan bir birliktelik.

Ben Kamil Güğüm. Kötü bir insanım. Kötülük yaptığım insanların hepsinden özür diledim, çoğu da affetti beni. Bana kötülük yapıp özür dileyenler de dilemeyenler de oldu ve ben de çoğunu affettim.

Ama bir de, belki de iyi bir insan olduğum için, denizin buz gibi soğuk sularının bir tapınağa çıktığı yerde, yer yüzündeki milyarlaca insanın yaşayamayacağı bir mucizeye şahit oldum, yaşadım. Ben Kamil Güğüm, iyi ve şanslı bir insanım.

Şa-KİRT

Bunu ilk okuduğumda olamaz demiştim, bu kadar mallık olamaz. Gelgelelim sevgili bademlerin cinsellik merakı bitmiyor ve her söylemleri kendilerini leyleklerin getirdiğini sandıklarını düşünmeme sebep oluyor. Yazık ötesi.

C-elysee


Ne diyorduk ne yapmışlar arabayı.

Müthiş İcat

Saçın görünmesi namahremken, baş örtüsünü saç formuna evirmeye çalışmak nasıl bir tezattır hiç mi düşünmüyorsunuz sevgili kardeşlerim. Üstteki notu ekleyen kardeşim de esas kapağı kendisine taktığının farkında değil. Ya da bu badem tayfasını kefal gibi göstermek için antibadem bir arkadaş yapmış bile olabilir.